kenan hûdabi

‘ Manevi İklimin Gölgesinde ’ category archive

Sabah Namazına Nasıl Kalkılır ?

Facebook’ta Paylaş | Mart 27, 08 by admin

sabahnamazi.jpg 

Cemil Tokpınar’ın kendi uygulamalarıyla etkileyici bir biçimde yazdığı bu kitapta Sabah Namazının önemi, namazın gereklilikleri, namaz kılmamanın mazeretleri, namaza kalkma formülleri gibi güzel ve uygulanabilir yöntemler var…

Tavsiyemizdir.

sabah_namazina_nasil_kalkilir.zip

Cevşen-ül kebir | İhsan Atasoy

Facebook’ta Paylaş | Ocak 30, 08 by admin

Uhud Harbi sırasında şavaşın zorlugu ve sıcakdan zırhı ağırlasıp zorlanan
Hazreti Peygamber (SAV)’me Cebrail (AS)’ın vahy ile getirdiği ve zırhı çıkar bunu oku dediği gayet yüksek ve çok kıymettarbi münacatı Peygamberiyedir ki Zeynel Abidin (r.a)’dan tevatürle rivayet edilmiştir.

http://rapidshare.com/files/19384427/Cevsen-ulKebir.mp3.html

M. Fetullah Gülen Hoca Efendi’nin Risale-i Nurla Nasıl Tanıştı?

Facebook’ta Paylaş | Aralık 16, 07 by admin

Kırkıncı Hoca, bana, Selahaddin ve Hatem’e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim” dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman’ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazib ve orijinal bir hadiseydi.

Mehmet Şergil’in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci’dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan’a “şark’ı bir dolaş gel” demiş o da Sivas,Erzincan ve Erzurum’u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum’da kaldı. ilk gece Hücumatı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua’dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki te’villere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan’ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.

Muzaffer Arslan”ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu.

Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı’nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım.

Osman Hoca olsun, Sadi Efendi olsun, beni vazgeçirmek için çok uğraştılar. Bilhassa Osman Bektaş Hoca’nın gözde talebesiydim ve ilmine de itimadım vardı. Ancak Risaleler aleyhine konuştuğu şeyler bana hiç tesir etmemişti. Çok iyi sardırmıştım. Muzaffer Arslan orada bulunduğu müddet içinde her gün geldim. Zaten uğurlamak için tren istasyonuna beş kişi gelmiştik. Mehmet Şergil, Zeki Efendi, Kırkıncı Hoca, Hatem ve bir de ben.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad’dan Erzurum’a bir mektup geldi. “Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?” hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem’e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim.
Fethullah Gülen niçin dönmüyor?
Bizim oralarda (Erzurum’da) 1001 hatim okunur. Yapılan her hatim için bir dua; bir de umum için bir dua yapılır. O sene yapılacak umumi dua Regaib Kandili’ne denk geldi. Hazırlandık ve Lala Paşa Camiine gittik. O gecelerde camide yer bulmak da zordur. Herkes birbirinin sırtına secde eder; cami bu kadar kalabalık olur.

Ben caminin Hünkar Mahfiline çıktım. Namazdan sonra, içime bir arzu, bir iştiyak ve bir ateş düştü ki tarifi mümkün değil. Yana yakıla yalvarıyorum: “Allah’ım! Bahtına düştüm, beni de bu arkadaşların arasına kat. Onlardan biri olayım. Bu hizmetle bütünleşeyim. Dıştan gelip giden insan olmayayım. Kendimi bu hizmete vakfedeyim..” (İnşallah Ben de İstiyorum bunu Allah bana da nasip eder inşallah DUA EDİN)

O gün sabaha kadar yalvardım. Hayatımda böyle bir hal içinde duaya ya bir ya da iki kere muvaffak olabilmişimdir. Çığlık oldum inledim, sabaha kadar gözyaşı döktüm. O gün sadece Rabbimden bunu istedim..

Sabah namazından önce Sadık Efendi vaaz verdi. O da çok hissî vaaz vermişti; ekseriyetle de öyle verirdi. Efendimiz, der dudağını yalardı. Öyle bir peygamber aşığı insandı. Onun vaazı da bana çok dokundu. Vaaz süresince de hep ağladım. Yırtınırcasına yine aynı duayı yaptım. Hatim duasından sonra da camiden çıktım.

Tam caminin önünde Hatem Hoca beni anyordu. Görünce koşarak yanıma geldi. “Bu gece rüyamda Üstad’ı gördüm. Sana “Tarihçe-i Hayat” taki mektubu yollamıştı. Bir de sana bir güveç dolusu ceviz gönderdi” dedi.

Ben o esnada nasıl ayakta durabildim hâlâ hayret ederim. Akşamki hicran dolu gözyaşlarım, şimdi beni sevincimden ağlatacaktı. Hislerime sahip olmaya çalıştım. O sırada Alvar İmamının dediklerini dedim:

“Değildir bu bana layık bu bende Bana bu lütf ile ihsan nedendir.”

Rüyada ceviz, yolculuk diye tabir edilir. İki üç ay önce gelen selam, benim bu akşamki ruh halim ve Hatem’in rüyası üst üste gelince; artık kendimi bu arkadaşlarla bütünleşmiş hissettim. Onlar nasıl kabul eder bilemem, fakat ben kendimi hep onlarla beraber bildim.

M.Fethullah Gülen

Bamteli Sohbetleri Artık Görüntülü!

Facebook’ta Paylaş | Aralık 08, 07 by admin

hocaefendi görüntülü bamteli

Evet duyurusundan da anlaşıldığı üzere her hafta dinleyerek feyzlendiğimiz amerika notları ve bamteli sohbetleri artık görüntülü… uzun yıllar görüntülü olarak hocaefendiyi görmek nasib olmamıştı, ama artık bir ilk yapılıyor sanırım

Allah hayırlısıyla dünya yüzüyle de birebir görmeyi nasib eyler umarım.

Kurban Kurbiyete Vesile

Facebook’ta Paylaş | Aralık 06, 07 by admin

Mümin, Alemlerin Rabbi Rahîmi tarafından hadde hesaba gelmedik nimetlerle serfiraz olduğu şuuruyla yaşar. Yokluktan varlığa çıkış, camid bir varlık olma veya nebatâttan bir tür ot olarak halk edilme yerine, hep tahkire mahkum bir hayvan olarak yaratılmanın yanında, alemin kendisine muti bir hizmetçi kılındığı, hayatın ve varlığın meyvesi hükmünde şerefli, izzetli bir varlık; insan olarak yaratılmasının ne müthiş bir nimet olduğunu idrake çalışır. Bununla beraber, varlığı ve varlığın gayesini bilme, Rabbini tanıma gibi bîhemtâ bir mazhariyetin de farkındadır. Zira bu sayede hayata anlam vermiş ve karşısına çıkan her şeyi, her hadiseyi kendine bir istifade kaynağı yapabilmiştir.

İnanmış bir gönül, Mevlâ’nın kendisine emrettiği ibadetlerin kendisi için en güzel ve faideli olduğunu da gayet iyi bilir. Yine bilir ki, Cenâb-ı Hak asla onun zararına bir şeyi ondan istemez, zahiren bir kısım meşakkatler veya kayıp gibi görünen şeyler aslında toprağa atılıp çatlayan ve meyve veren bir tohum gibi ahiret nimetlerini netice verecektir. Bu minvalde, hayatın onun ekseni etrafında örgülendiğini kavraması da zor değildir. Çünkü, Kur’an pek çok yerde arz ve semada ne varsa onun hizmetine sunulduğunu ifade eder.

Yüce Mevlâ, böyle kıymetli olarak yarattığı kullarına emrettiği ibadet kabilinden şeyleri kendi dostuluğuna bir vesile kılar ki, başka hiç bir mahluk bu nimete mazhar değildir. İşte içinde birbirinden kıymetli geceleri ile üç aylar, O’na kurbiyetin ilk rampaları mesabesinde.. derken bütün lâhûtiliğiyle Ramazan ve Kadir.. ardından öteler buudlu muhteşem atmoferi ile bayram.. Bundan sonra Ramazan’ın mübarek tozu toprağı birden atılıverilmez. Şevval’de altı gün daha oruç tutulur, derken Pazartesi Perşembe oruçları alışılmışlığın sühûleti içinde kulluğun bu minval üzere devamını temine yardımcı olur. Derken ardından sayılı günler çabuk geçiverir ve Kurban bayramının sath-ı mâiline geliniverilir. Zilhicce’nin ilk on günü ki, -bizler de onun idraki içindeyiz- gelip çatıverir. Bizi tekrar kullukta biraz daha ciddi gayrete teşvik eder. O da tam bitecek olur, bî-hemta bir güne ulaşılır. Arefe… Hacılar Arafatı mahşer yerine çevirmiş, yaşlısı genci, kadını erkeği, esmeri beyazı, paşası garibanı imkanı bulan her inanmış elleri semaya açık, gözleri ceyhun, yürekleri ezik, dudakları bükük, üstü başı toz toprak, saçları dağınık dua dua yalvarırlar Alemlerin Rabbine… Kimileri de dualarımız onların dualarına karışsın, belki bu suretle kabule karîn olur ümidiyle çok uzaklarda aynı anda ellerini ve gönüllerini Rabbü’l Alemine açarlar…

Evet, derken Kurban bayramı bütün bunlardan sonra bir sultan gibi gelir müminlerin gönüllerindeki tahtına kurulur. Her imkan sahibi müslüman bir heyecanla Hak Teâlâ’nın katına halis niyetlerini arz eder. Bir kurban ulaştırıverir yüce dergâha, ancak ulaşan kurban ederken taşınan takvadır.

Mevzuya şöyle bakmak geliyor içimden, Allah Teâlâ’nın bize emrettiği, bizden yapmamızı istediği ibadet adına ne varsa, tarafından hürmet atfettiği ve bizim için birer lutuf ve ihsan paketi şeklindeki gün ve gecelerin hepsi, bizim O’na kurbiyet kazanmamız, aslî hüviyetimizi idrak edip, üzerimize düşenleri yaparak Hak katında sevimli bir kul olmamız için mühim vesilelerdir. İşte kurban, ismi ile müsemma böyle bir ibadettir. Hakka teslimiyetin, onun emirlerine inkıyadın, yeri gelince nelerden nasıl fedakarlık yapabileceğinin bir göstergesidir. Zira temeli itibariyle Hz. İbrahim’den istenen fedakarlık çok büyüktü. Belki de bu ehemmiyetinden ötürü Rasûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kimin geçim durumunda bir genişlik olur da kurbanını basite alıp kesmezse, o kimse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” Mevla merhameti gereği Hz. İbrahim’e evladını ve bizlere de kimbilir olabilecek nice ağır mükellefiyetleri bağışladı, aczimize göre muamelede bulunup yaparken hiç zorlanmayacağımız mükellefiyetle bizi memur etti. Yani, denebilir ki, O bize Kendisine kurbiyet yollarını kolaylaştırdı. Belki, basit bir irade ile türlü türlü vesileleri bulup O’na yakın olmayı bize bahşetti.

Diler ve dilenirim Rabbi Rahîmim’den o rahmetinin galeyâna geldiği arefe gününde Arafat’ta ve sair aktarı sema u arzın muhtelif köşelerinde sözü nazı O’nun katında geçen sînelerin yanık duaları yüzüsuyu hürmetine bu bayramı bizim hakkımızda O’na kurbiyete bir vesile kılar. Bu sayede günahlarımızı temizler, seyyiâtımızı hasenata tebdil eder ve kulluk şuuruyla serfirâz eder.